1-) SAAT
Deli, saatini hastahane
bahçesindeki havuza atmıştı. Bunu gören arkadaşı: "Niye
attın saati havuza"
dedi"Nasıl yüzdüğünü
görmek için." "Peki,
kurdun mu?""Hayır.""Enayi, kurmadan yüzer mi?"
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
2-) POLITIKA NEDİR ?
Çocuk Bir gün babasına sorar. Baba
POLITIKA nedir?Yavrum der, anlatacaklarımı
iyi dinle, sonra söylediğim
kelimeleri ezberle der.
Simdi ben para kazandığım için
KAPİTALİZMİM, Annen harcamaları yapıp evi idare
ettiği için HÜKÜMET. Dadı ev
islerini yaptığı için
İŞÇİ. Sen HALK. Kardeşin VATANDAŞ
der. Yarın sabah açıklayacağını söyler. Gece
çocuk tuvalete kalkar ve kardeşinin
ağladığını
duyar. Dadısının odasına gider
görür ki babası dadısıyla yataktadır.Annesine
seslenir horul horul uyumaktadir
duymaz. Sabah
kahvaltıda sorar,oğlum aksam
anlattıklarımı hatırlıyormusun? der. Babacığım ben
politikanın ne demek olduğunu
anladım der.
KAPİTALİZM, İŞÇİYİ götürüyor.
HÜKÜMET uyuyor. HALKI duyan yok . VATANDAŞI bok
götürüyor.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
3-) PATATEEEEEESS
Askerde kamuflaj yarışması var...
Herkes çuvallara giriyor,, komutan gelip tekme
atıyor onlarda hayvan sesleri
çıkarıyorlar komutan onaylıyor... Birinci çuvala
yürüyor.
Hav hav hav.
Komutan aferin diyor köpek
çuvalı.... İkinci çuvala vuruyor,
miyav miyav..
Komutan gene beğeniyor. Böyle on
onbeş çuval geziyor. Hepsi çok iyi taklit
yapıyorlar... En son çuvala vuruyor
ses yok... Daha sert vuruyor gene ses yok,
tekme, tokat, tahta, tüfek, ses
yok... Askerlere emir veriyor iyicene
tekmeleyin... Çuvaldan kan sızmaya
başlıyor. Beş dakika sonra da ince,
bitkin bir ses: "Patateeeeeees"
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
4-) MÜEBBET
Zamanın en büyük Mafya babası Çok
ağır bir suçtan yargılanmaktadır ve idamı
istenmektedir. Jüri üyelerinin
içinde Temel de vardır.
Mafyanın adamları mahkemeden önce
Temeli bir kenara çekerler ve şöyle derler: -
Temel ne yap et Babanın idam
kararını müebbet' e
çevir yoksa bu senin sonun olur
derler!!! Temel' in içine korku düşmüştür: Acep
ne yapsam da bu adamı
kurtarsam" diye düşünür.
Dava başlar günlerce devam eder ve
nihayet Jüri üyeleri karar vermek üzere
odalarına geçerler. Aradan uzun bir
süre geçtikten
sonra jüri geri gelir ve kararını
okur: - Müebbet hapis derler.Bunu duyan
Babanın adamları ne yapacaklarını
şaşırırlar doğru Temel' e
gidip: -Afferim sana Temel simdi
gözümüze girdin derler.Ehh be Temel iyi güzel
de bu işi nasıl başardın diye
sorarlar. Temel:
Sormayın bre uşaklar der millet
Beraat Beraat diye tutturdu Müebbete çevirene
kadar aklan karayı seçtim der.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
5-) KULAK YOK!
Adam, korkunç bir kazada
kulaklarının ikisini birden kaybetmiştir. Bu
alışılmadık durum onu oldukça
hassas ve alıngan bir kişi
yapmıştır. Kaza sonucu sigorta
şirketinden aldığı rekor tazminat, acısını
oldukça hafifletmiş ve ona her
zaman hayalini kurduğu
işini kurma olanağı vermiştir.
Gider ve gelişen, küçük bir bilgisayar şirketini
satın alır. Ancak hiç yöneticilik
deneyimi olmadığını
görür ve birilerini işe almaya
karar verir. Üç tane aday seçer ve her biriyle
tek tek görüşür. İlk aday oldukça
iyidir ve adam onu
sevmeye başlar. Derken adama sorar,
" Bende alışılmadık bir şey görüyormusun "
Adam yanıtlar, "Eğer onu
kastediyorsanız,
kulaklarınız yok. " Adam
üzülmüştür, derhal adayı odadan kovar. İkinci aday,
birinciden de iyidir. Konusmanın
devamında adam
aynı soruyu ona da sorar, "
Bende alışılmadık bir durum görüyormusun "Aday,
"Evet" der,
"Kulaklarınız yok! ". Adam üzgün ve
kızgın,onu da dışarı atar. Derken
sıra üçüncü adaya gelir. Üçüncü, tümünden de
iyidir. Tüm sorulara mükemmel
yanıtlar verir.
Adam heyecanla sorar, " Bende,
alışılmadık bir durum görüyormusun "aday, " Evet,
kontakt lens kullanıyorsunuz.
" der. Adam iyice
heyecanlanmıştır, "Çok iyi! bu
senin zeki biri olduğunu gösterir, nasıl anladın
". " Basit " der
aday, " Kulakların yoksa gözlük
takamazsın! "
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
6-) KÖTÜ, ÇOK KÖTÜ HABER
Doktor hastasını telefonla arar ve
hastasına bir kötü birde çok kötü haberi
olduğunu söyler. Daha sonrada ilk
önce hangisini
söylememi istersiniz diye sorar.
Hasta ilk önce kötü haberi duymak istediğini
söyler. Doktor hastaya
"Tahlillerinizi aldım ve ne
yazık ki 24 saat ömrünüz
kaldı." der. Hasta yıkılmıştır. Doktora sorar "Daha
kötü haber ne olabilir ki ?"
Doktor "Dünden beri sizi
arıyorum ama telefonunuzu daha yeni
düşürebildim."
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
7-) TEMEL UÇAKTA
Temel Amerika’ya giden uçakta, yol
uzun, uçak kalabalık, kendi kendine düşünüp
durur. Yolun sonuna doğru bir
gümbürtü kopar.
Arkasından da pilot açıklama
yapar:"Sayın yolcular dört motorumuzdan biri
susmuştur. Ancak panik yapmanıza
gerek yok. Sadece
ucusun sona ermesine 1 saat
kalmıştı ama simdi bu yolu 2 saatte alacağımızı
bildirmek istiyorum."
Yolculardan ses çıkmaz, herkes
rahatlar derken bir gümbürtü daha
kopar. Arkasından pilot bir açıklama daha
yapar:"Sayın yolcularımız,
motorlardan biri daha sustu
ancak endişe edecek bir şey yok,
sadece yolumuz 2 saat daha uzadı." Neyse
yolcular yine sakinleşirler, aradan
bir 10 dakika geçer ki
bir gümbürtü daha kopar, arkasından
da pilot tabii ki yine bir açıklama yapar:
"Sayın yolcularımız,
endişelenecek bir şey yok, bir
motorumuz daha gitti ama biz tek
motorla da yolculuğu bitirebiliriz, sadece
yolumuz dört saat daha uzamış
bulunmaktadır. Lütfen
panik yapmayınız. Bunun üzerine o
ana kadar sakinliğini koruyan Temel bir anda
alevlenir ve bağırmaya baslar:
"Bir motor daha
bozulursa bu sersem herif bizi
bütün gün havada tutacak!"
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
8-) Temel Balıkta
Bir gün Temel balığa çıkar. İyi bir
avdan sonra, bir tekne balık tutar. Birden
hava patlar ve çok büyük bir
fırtına çıkar. Temel dua
etmeye baslar. Tanrım beni bu
fırtınadan kurtarırsan butun bu balıkları
fakirlere dağıtacağım der içinden.
Hava bir zaman sonra
düzelir. Temel evine dönmeye
baslar. Bir taraftan da balıklara bakar ve içinden
bu balıklar fazla, yarısını
dağıtsam olur der. Biraz
daha sonra balıklara tekrar bakar
ve bu balıkların yarısı da çok fazla ben
bunların çeyreğini dağıtsam olur
der. Biraz daha zaman
geçer Temel tekrar balıklara bakar.
Tam o sırada hava tekrar bozulur. Temel
kafasını gökyüzüne diker ve şöyle
der: "Haçen sen de
sakadan hiç anlamiyusun."
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
9-) TARZINI BEĞENDİM
Matematik hocası ilk okul öğrencilerini
sözlü yapmaktadır. Ve bir tanesini
kaldırıp sorar "Dalda 6 kus
var avcı ateş ederek 3 unu
vurur dalda kaç kus
kalır?"Çocuk düşünür ve 3 der.Hoca aferin artı aldın diyerek
oturtur onu ; oradan talebelerden
bir tanesi kalkar
ve ''Olur mu hocam ateş ederse
diğerleri kaçar'' der.Hoca düşünür ve ''aferin
tarzını beğendim otur sana artı
diğerine eksi''der Bu
sefer eksi alan çocuk kalkar ve
hocaya "Ben de size bir soru sorayım" der Hoca
da diyalog bozulmasın diye
dinliyorum der."Yolda
üç kadın dondurma yiyerek
yürüyorlar; bir tanesi dondurmayı ısırarak, diğeri
yalayarak oburu ise emerek yiyor ;
bunlardan hangisi
evlidir?"Hoca düşünür ve
"Emerek yiyen mi?" diye sorar. Çocuk bilmiş bir edayla
"Olur mu hocam parmağında
yüzük olan der" ve
ekler "Ama olsun ben de sizin
tarzınızı beğendim."
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
10-) ŞEMSİYE
Yıllar önce İngiltere’de erler
şemsiye kullanmazmış. Şemsiye taşıma hakkı sadece
subaylara tanınıyormuş. O yıllarda
bir gün genç
teğmenlerden biri, koltuğunun
altında bir şemsiye ile hızlı hızlı yürüyen eri
görünce, beyninden vurulmuşa
dönmüş. Eri çağırarak :
-Bu ne küstahlık, demiş. Ve
şemsiyeyi aldığı gibi dizinde iki parça etmiş. -Bu
sana bir ders olsun, bir daha böyle
küstahlıklar yapma!
Neye uğradığını anlamayan er :
-Başüstüne, diyerek selâmı çakmış ve söyle sormuş
: -Teğmenim, beni az önce evine
yollayan
general şemsiyesini istediğinde kim
kirdi diyeyim?
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------11-)
AFRIKA
Bir adam ucagiyla Afrika'nin
uzerinde gezerken birden ucagi arizalanir ve
ormanlik bir alana duser.Adam ne
yapayim ne yapayim diye dusunurken
birden bir Afrika kabilesinin ona
dogru yaklastigini gorur.Adam icinden "Iste
simdi boku yedik" der.O anda
dusuncesinde Nur yuzlu dedenin sesini
duyar.- Hayir evladim boku
yemedin.- Peki ne yapmam gerek.- Suradaki mizragi
goruyormusun?- Evet.- Al onu ondeki
renkli giysili adamin tam
kalbine batir.Adam mizragi alir ve
adamin tam kalbine batirir.- Evladim iste
simdi boku yedin.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
12-) AMERIKA SEHIRLERI
Temel ile Idris cok eskiden bi
yolculuga cikmislar. Temel'in arkasinda saz,
Idris'in sirtinda azik, Asya'yi
gecip, Amerika'ya gelmisler.Burda dolasirken
birden etraflarini kizilderililer
sarmis. Napicaz derken Temel: "Ben sazimi
cikartip caliim, bunlar boyle bi
sey gormemislerdir." diyip baslamis saz
calmaya. Temel'in saz calisini
duyan butun kizilderililer son hizla kacmis.
Bunun uzerine Idris "Buraya bi
tek saz yetti, buranin adi TekSaz olsun"
demis. Gene yola koyulmuslar... Bi
gun yine kizilderiler etraflarini sarmis.
Temel gene ayni taktik saz calmis.
Sazi duyan yerliler iyicene sinirlip
uzerlerine yurumeye baslamis Temel
ile Idrisin. Bunun uzerine Idris'de guzel bi
gaz cikartmis. Kokuya dayanamayan
kizilderilerin hepsi vinn.. Temel
"Buranin adi da Laz VeGaz
olsun bari" demis. Dolasmaya devam ederlerken gene
kizilderililer saldirmis. Temel
baslamis saza ama sazi duyan
kizilderililer cok sinirlenip
almislar sazi Temelin munasip yerine monte
etmisler ve gitmisler. Bunun
uzerine Idris "Buranin adi da ArkanSaz olsun
Temel."
demis...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
13-) CIDDI MAGAZA
Adamin biri, yeni acilan luks buyuk
magazaya gitmis, satici kiza
yaklasmis.
* "Bir kravat almak
istiyorum.."
Satici kiz son derece sirin bir
tavirla:
* "Beyefendi, bizde musteriyi
memnun etmek esastir. Kravat ipekli
mi olacak yunlu mu?"
* "Ipekli.."
* "O zaman lutfen birkat
yukari buyrun, ipekli kravatlar bir kat
yukarida.."
Adam bir kat yukari cikmis, baska
bir satici kiz..
* "Ben ipekli bir kravat almak
istiyorum."
* "Beyefendi, kravat duz mu
olacak, desenli mi?"
* "Desenli.."
* "Bizde musteriyi memnun
etmek esastir, desenli kravatlar bir kat
yukarida, lutfen ust kata
buyurun.." Adam bir kat daha cikmis. Yeni
bir satici kiz..
* "Ben ipekli ve desenli bir
kravat almak istiyorum.."
* "Desenler cizgili mi,
cicekli mi olacak?"
* "Cizgili.."
* "Bizde musteriyi memnun
etmek esastir, cizgili kravatlar bir kat
yukarida, lutfen bir kat yukari
buyurun.." Adam bir kat daha cikmis..
Cizgiler kalin mi, ince mi, bir kat
yukari. Zemin acik mi, koyu mu,
bir kat yukari derken 18. kata
gelmis. Ofke ile satici kizin yakasina
yapismis..
* "Ben ipekli, ince cizgili,
zemini koyu, bir kravat istiyorum."
* "Kravati bu elbiseyle mi
kullanacaksiniz?"
* "Hayir, evdeki
elbisemle."
* "Beyefendi, bizde musteriyi
memnun etmek esastir, bir uyumsuzluk
olursa firmamizin prensiplerine
ters duser, lutfen evden obur
elbisenizi alir gelir
misiniz?"
Adam buyuk bir ofkeyle asansore
gitmis. O sirada asansorun kapisi
acilmis, icinden gene cok sinirli
bir adam cikmis. Bir elinde bir
klozet kapagi, belden asagisi da
ciplak:
* "Iste popom, iste evdeki
tuvaletin klozet kapagi. Verecekseniz
verin artik su tuvalet
kagidini."
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
14-) CLİNTON
Clintonlar tatildeyken, Beyaz
Saray'ın papağanı ölmüş. Yenisini almışlar. Ancak
satıcı uyarıda bulunmuş : Daha önce
bir genelev sahibesine aitti.. Eve
döndüklerinde içeri ilk giren
Chelsea olmus. Papağan, "Çok genç" diye
bağırmış..Ardından Hillary girmiş.
Papağan "Çok yaşlı" demiş.. Derken, Papağan
sevinçten kanat çırpmış ve Clinton
içeri girdiğinde:"Selam Bill, görüşmeyeli
nasılsın ?"
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
15-) YAŞ DÖNEMLERİ
Erkek bir bilim adamı (!) yaptığı
araştırmalarda kadınların hayatının 4 ana
döneme ayrıldığını görmüş
1) Her şeye ağzı açık ayran
budalası olarak baktıkları söylenen her güzel lafa
kolay kandıkları 17-25 yaş
arasındaki KAZ Dönemi.
2) Güzelliklerinin farkına
vardıkları, o yüzden hep kapris üzerine kapris
yaptıkları 25-35 yaş arasındaki NAZ
Dönemi
3) Hayatı(erkekleri) tanıyıp
gözlerinin açıldığı 35-45 yas arasındaki KURNAZ
Dönemi
4) Mihrabın yıkıldığı, her şeyin
bittiği 45 yaş sonrası ENKAZ Dönemi
Benzer araştırmayı bir bilim kadını
(?????) da yapmış.... O da erkeklerin
hayatını 4 ana döneme ayırmış:
1) 17-25 yaş arası KAZ Dönemi
2) 25-35 yaş arası KAZ Dönemi
3) 35-45 yaş arası KAZ Dönemi
4) 45 yaş sonrası ENKAZ Dönemi
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
16-) WC
Bir ingiliz ailesi yaz tatillerini
geçirmek üzere Almanya'ya gitmişti. Bir
gezinti sırasında çok güzel bir kır
evinde kaldılar.Gelecek
tatillerini böyle bir evde geçirmek
istediler. Evin bir papaza ait olduğunu
öğrendiler ve içini de gördükten
sonra hemen gelecek tatil
için anlaşma imzaladılar.
İngiltere'ye döndükten sonra birden evin hanımı,
ziyaretler sırasında WC' ye
rastlamadıklarını hatırladı.
Merakını yenmek için papaza bir
mektup yazdı: "Sayın Bayım, ben sizin kır
evinizi kiralayan bayanım. WC' nin
nerede bulunduğunu
acaba bana yazabilir misiniz?
Saygılarımla." Mektubu alan papaz, WC' nin ne
anlama geldiğini anlayamamış,
Almanya'daki Anglican
Kilisesinin "White
Chapel" sözcüğünün baş harfleri olduğunu sanmıştı. Ayrıntılı
bir mektupla yanıt
verdi:"Sayın Bayan; Başvurunuzun
yüce bir duyguyla ilgili olmasından
dolayı memnunluk duydum. İlgilendiğiniz
yerin evden 12 km. uzaklığında
bulunduğunu bildirmeyi
şeref sayıyorum. Oraya sık sık
giden birisi olarak bunun biraz zorluk
yaratacağını bildirmek istiyorum.
Sık sık gitme durumunda,
isteyenler yemeğini de beraberinde
götürebilirler. Oraya bisikletle, araba ile,
ya da yürüyerek gidilebilir. Ancak
oturacak bir yer
bulabilmek ve başkalarını rahatsız
etmemek için biraz erken gitmekte yarar
vardır. Söz konusu yerde soğuk hava
düzeni bulunmakta
ve çok hoş bir etki yapmaktadır.
Çocuklar büyüklerinin yanında oturmakta ve
hazır bulunan herkes birlikte şarkı
söylemektedir.
Girişte size bir kağıt parçası
veriyoruz. Geç kalanlar yanındakinin kağıdını
kullanabilirler. Aynı kağıdın
birkaç kez kullanılmasına olanak
vermek için çıkışta herkes
kullandığı kağıdı iade eder. Faaliyetlerin ürünleri
yoksullara dağıtılmak üzere
toplanmaktadır. Öte yandan
yapılanların dışarıdan da duyulabilmesi
için içeride gelişmiş bir hoparlör
sistemi bulunmaktadır. Müdavimlerin
çeşitli pozisyonlarda
dışarıdan da izlenebilmelerini
sağlamak amacıyla özel cam bölmeler vardır.
Verdiğim bilgilerin açık ve yeterli
olduğu düşüncesi ve bu
kadar önem verdiğiniz yerde sık sık
buluşabilmek umuduyla en içten saygılarımı
sunarım."
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
17-) TBEKLİYORUM DESEM
İNANIRMISINIZ?
Bir bayanın yatak odasındaki
gardırop bozuktur. Evin yanında bulunan istasyondan
tren geçince kapağı açılmaktadır.
Bunun için bir
gün bir marangoz çağırır. Marangozu
yatak odasına götürür ve dolabı gösterir. O
anda bir tren geçer ve gardırobun
kapağı
kendiliğinden açılır. Marangoz
menteşelere, kilide bakar ve "Hanımefendi buradan
gardırobunuzun nesi olduğunu
anlayamadım.
Simdi ben içine gireyim ve siz
kapağı kapatın, böylece ben içeriden bakarım
belki böyle anlarım" der.
Marangoz içeri girer, kadın
kapağı kapatır. O anda kapı çalar.
Kadın kapıyı açar. Kadının kocası gelmiştir.
Kocası doğru odasına gider ve
üstünü çıkarıp asmak için
gardırobunu açar. Bir bakar ki
gardıropta bir adam. Kızarak adama bağırır. "Ne
işin var senin burada" der.
Marangoz korkmuş bir
vaziyette cevap verir. "Şey
beyefendi ne desem ki, simdi size burada tren
bekliyorum desem
inanırmısınız?"
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
18-) TOP'U BEKLİYECEKMİSİNİZ ?
Bu yılın (1999) ocak ayında
İstanbul da bunalan 4 arkadaş Bodrum'a gidip bir
değişiklik yapmaya karar verdik. Bu
amaçla arabamızla
Bodrum'a doğru yola çıktık.
Akhisar'da acıktığımıza karar verdik ve bir
restaurant' a girip, yemeklerimizi
ısmarladık. Bu arada
arkadaşlarımızdan biri arabada cep
telefonunu unuttuğunu fark edip, almak üzere
masayı terk etti. Siparişlerimizi
almayı bitiren
garsonumuz bize "Siparişlerinizi
hemen getireyim mi, yoksa topu bekleyecek
misiniz?" diye sordu.
Arkadaşımızın efeminelikle
uzaktan, yakından bir ilgisi
olmadığı bilen bizler, garsonun arkadaşımıza niye
böyle bir yakıştırma yaptığını
anlayamadığımız ve
yaşadığımız olayın sokundan dolayı,
"Ne, Efendim, Anlayamadım… " gibi sözler
çıkardık. Garsonumuz bunun üzerine
gerekli
düzeltmeyi yaptı
"Siparişlerinizi hemen getireyim mi, yoksa iftar topunu
bekleyecek misiniz?
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
19-) TETİKÇİ
Mafya babası korumaya aldığı
müesseselerden haraçları toplamak için yeni bir
tetikçi buldu. Seçtiği adam sağır
ve dilsizdi. Baba,
yeni tetikçinin polisin eline
geçerse, fazla bir şey anlatmasının mümkün
olamayacağını düşünüyordu
böylece.Baba, bir gün
ödemelerin geciktiğini fark etti ve
tetikçiye adamlarını gönderdi. Adamların
sağır dilsizle anlaşmaları mümkün
olmadı tabii.Bunun
üzerine "Baba" sağır
dilsizi odasına aldırttı. Bir de işaret alfabesi bilen
tercüman buldular.Tercüman işaretle
sordu: "Para
nerede?.."Sağır dilsiz işaretle yanıt verdi: Ne parası. Benim
paradan
haberim yok. Neden bahsettiğinizi
anlamıyorum."Tercüman
tercüme etti. "Neden
bahsettiğinizi anlamıyormuş."Baba 38'ligini koltuk altından
çekip sağır dilsizin beynine
dayadı."Simdi sor
bakalım, para
nerede?.."Tercüman işaretle sordu: "Para nerede?."Sağır dilsiz
işaretle yanıt verdi: "Central
Park' ta, Bati 78'inci
Caddeye açılan kapıdan girince
soldan üçüncü ağacın kovuğunda 100 bin dolar
var."Baba öfkeyle gürledi:
"Ne dedi?.."Tercüman
yanıtladı: "Dedi ki hala neden
bahsettiğinizi anlamıyormuş. Ayrıca diyor ki, o
tetiği çekmeyi de kıçınız
yemezmiş!.."
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
20-) TEMEL - DOKTOR
Temel doktora gitmiş, başlamış dert
yanmaya .. bir yandan parmağı ile vücudunda
çeşitli yerlere dokunuyor, bir
yandan da :Doktor
bey, derdime bir çare, burama
dokunuyorum ağrıyor, şurama dokunuyorum acıyor,
burama dokunuyorum ağrıyor, her
tarafım ağrı
içinde ..Doktor bir muayene yapmış,
hiç bir sonuç alamamış, Temel sapasağlam.
Bakmış olacak gibi değil, genel bir
checkup yapmaya
karar vermiş. Temel’ in parmağında
kırık çıkmış.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
21-) BİR HİKAYE
Uzakdoğu’da bir Budist tapınağı,
bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri
kabul ediyordu. Burada geçerli olan
incelik, anlatmak
istediklerini konuşmadan
açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir
yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece
durdu ve bekledi.
Burada sezgisel buluşmaya
inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak veya
çan, zil yoktu. Bir süre sonra kapı
açıldı, içerdeki
Budist, kapıda duran yabancıya
baktı. Bir selâmlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları
başladı. Gelen yabancı, tapınağa
girmek ve
burada kalmak istiyordu. Budist bir
süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar
suyla dolu bir kapla döndü ve bu
kabı yabancıya uzattı.
Bu, yeni bir arayıcıyı kabul
edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın
bahçesine döndü, aldığı bir gül
yaprağını kabın
içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül
yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su
taşmamıştı. İçerideki Budist
saygıyla eğildi ve kapıyı
açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu
taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer
vardı.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
22-) ARKEOLOG TEMEL
Temel bilim adamı iken bir
arkeoloji araştırmaları konferansına davet edilir.
Amerikalılar anlatmaya baslar;Biz
ülkemizde yaptığımız
kazılarda 25 metre aşağı indik ve
telefon kabloları bulduk. Öyleyse bizim
atalarımız asırlar önce telefon
kullanmışlardır. Sıra Türkiye'ye
gelir ve Temel baslar anlatmaya.
Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 50 metre
aşağı indik ama bir şey bulamadık.
Öyleyse atalarımız
telsiz telefon kullanmışlardır.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
23-) ANA FİKİR
Bir karga bir gün dalda
oturuyormuş. Bir tavşan yanına gitmiş ve sormuş; "Karga
kardeş ben de senin gibi bütün gün
oturup hiçbir
şey yapmasam olmaz mı?". Karga
tabii olur demiş bunun üzerine tavşan karganın
bulunduğu ağacın altına oturmuş,
dinlenmiş. Sonra
bir tilki gelmiş ve tavşanı
yemiş...Ana fikir : hiçbir şey yapmadan oturabilmek
için OLDUKÇA YÜKSEKTE OTURUYOR
OLMALISINIZ.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
24-) AKILLI PC
Bilgisayar fuarını gezen Temel $
100.000 lik, $ 250.000 lik PC leri incelerken
bir standda $ 1.000.000.000 lik bir
PC görünce hayretler
içerisinde kalıp standdaki
görevliye neden bu kadar pahalı olduğunu sormuş.
Cevap olarak bu PC' nin çok
marifetli olduğunu, özellikle
sorulan her sorunun cevabını doğru
olarak verdiğini söylemiş görevli ve
Temel' i denemeye davet
etmiş.Klavye' nin başına oturan
Temel "babam şu anda
nerede" diye sormuş PC ye. İki cırt, bir pırt ettikten
sonra "babanız şu anda
Bodrum'da balık tutuyor" diye
yanıtlamış PC.Temel, "olmadı
işte, bilemedi" demiş görevliye, "babam öleli iki
yıl oldu". Görevli telaşla,
"aman efendim nasıl olur, izin
verin bir de ben deneyeyim"
demiş ve klavye' ye geçerek " bu hatayı nasıl
yaptın, beyefendinin babası vefat
edeli iki yıl olmuş" diye
yazmış.PC yine iki cırt, bir pırt
ettikten sonra yanıtını vermiş. "Beyefendinin
annesinin eşi öleli iki yıl olduğu
doğru, babası şu anda
Bodrum'da balık tutuyor"!
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
25-) AKILLI ER!
Bir albay, bir er, bir yaşlı kadın
ve bir de genç kız trende aynı kompartımanda
yolculuk etmektedir. Tren bir
tünele girip kompartıman
karardığı zaman, MUCUK bir öpücük
sesi ve ardından SIIRRRRAAAK !diye bir tokat
sesi duyulur. Tünelden çıktıktan
sonra yaşlı kadın
"aferin genç kıza ! Nasıl
yapıştırdı tokadı" diye düşünmekte ve kafasını
sallamaktadır. Genç kız da
"zevksiz herif şu morukta ne buldu
ki , bi de öpmeye kalktı ama kadın
da iyi yapıştırdı " diye düşünmektedir. Albay
ise "ulan bizim eşşoğlusu er,
kızı öptü. Tokadı biz yedik"
diye yanarken er de içinden şöyle
düşünmektedir:"hehe. Aferin lan bana. elimi
öpüp nasıl yapıştırdım tokadı
albaya...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
26-) KAYSERİLİ VE TEMEL
Bir Kayserili ve Temel Amerika ya
zengin olmak için gitmişler. 1 sene sonra aynı
yerde tekrar buluşmak üzere
ayrılmışlar...
Bir sene sonra Temel yine aynı
şekilde beş parasız buluşma yerine gelmiş. Daha
sonra yanına bir limuzin yanaşmış ve
içinden smokin
giymiş bizim Kayserili çıkmış. Kısa
bir selâmlaşmadan sonra, Temel: "Valla ben
hiç bir baltaya sap olamadım
der." Ama görüyorum ki
sen oldukça iyi durumdasın.
Kayserili : "Eh işte durum iyi der. Valla bu
Amerikalılar salak. Bir fal makinesi
yaptım. 5 dolara elini
makineye koyuyorsun ve fala bakı-
yor der."Daha sonra yine bir sene sonrası için
sözleşirler. Bir sene sonra yine
Kayserili limuzini ile
gelir ve beklemeye baslar. 10
dakika sonra tepeden dabadabadabana bir helikopter
iner ve içinden bizim Temel çıkar.
Kayserili şaşırır:
"Ulan nasıl oldu da bu kadar
zengin oldun?"Temel : "Valla bu Amerikalılar
hakikaten çok salak. Ben senin
makineyi biraz geliştirdim. 5
dolara elini veriyorsun fala
bakıyor. 10 dolar vermezsen elini geri
alamıyorsun."
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
27-) KIL
Temel çok acıktığı bir gün, yeni
açılan bir lokantaya gitmiş. Hemen girer girmez
masaya oturmuş ve bir tabak
mercimek çorbası
istemiş. Aradan 15 dk. Geçtiği
halde çorba gelmeyince Temel tekrar istemiş.
Fakat hala gelmiyormuş. Bu sırada
Temel' in gözü yan
masaya takılmış. Gazete okuyan
adamın önünde dolu tabakta çorba bekliyormuş.
Temek hemen çaktırmadan çorbayı
yürütmüş ve
içmiş. En sonuna gelince bir de
bakmış ki; dibinde bir kıl. Çorbayı geri tekrar
tabağa kusarak boşaltmış. Bu sırada
adam kafasını
gazeteden kaldırmış ve:-Ne o
birader, dibindeki kılı sende mi gördün demiş. :)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
28-) KİMSE GÖREMEZ
Vücudu oldukça güzel genç bayan
tatilinin hemen her gününü kaldığı otelin
terasında güneş banyosu yaparak
geçirmiştir. İlk günü
mayosu ile güneşlenmiş, ama sonra
ki günler bakmış ki otelin en üst katında onu
kimse göremiyor, mayosuz sere serpe
güneşlen-
meye başlamış. Gene böyle yüzüstü
güneşlenirken merdivenlerden birisinin
çıktığını duyarak havlusu ile
poposunu örtmüş. Merdi-
venleri bir solukta çıkan otelin
müdür yardımcısı nefes nefese “Pardon” der,
“Otelimiz güneşlenmeniz konusunda
bir şey diyemez,
ama dünkü gibi mayonuzla
güneşlenirseniz çok iyi olacak” “Ne fark eder” diye
sorar genç kadın sakin sakin “Beni
burada kimse
göremez, ayrıca bu havlu ile de
örtünüyorum bakın” “Tam olarak değil” der müdür
yardımcısı utanarak “Tavanı cam
restoranın üze-
rinde güneşleniyorsunuz.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
29-) 10 ZENCI
Koleler ciftlikten kacarken sihirli
lamba bulmuslar ve cini lambadan
cikarmislar.Cin 10 zenciye sormus:
Dileyin benden ne dilerseniz.
Birer dilek dileme hakkiniz var.
1. zenci 'beyaz olmak istiyorum'
demis, olmus.
10. zenci tebessum etmeye baslamIs.
2. zenci de beyaz olmak istedigini
soylemis, olmus.
10. zenci sIrItmaya devam etmis.
3. zenci de beyaz olmus diledigi
dilegiyle...
10. zenci kIkIrdamaya baslamIs.
4. zencinin de istegi aynI... 10.
zenci gulmeye devam...
5,6,7,8 derkeeen 9. zenci de beyaz
olma yonunde istegini kullanmIs.
sIra 10. zenciye gelmis ama adam
yerlerde... Gulmekten geberiyor. Cin istegini
sormus... Adam nefes almaya firsat
buldugu bi ara
istegini garip bir bogurtu ile
belirtmis:
"HEPSINI ZENCI YAP!".
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
30-) 3 ARKADAS
Adanali Cemal, Kayserili Kemal ve
Temel bu uc arkadas Bogaz Koprusunde tamir
yapiyorlarmis ve karilarida bunlara
yemeleri icin bir seyler
hazirliyormus. Ama hep ayni seyler.
Kayserili yemek torbasini aciyor pastirmali
ekmek. Adanali aciyor kofte
ekmek.Temel aciyor ekmek arasi hamsi.
Bu hep boyle devam ediyormus. Neyse
gunlerden birgun bunlarin canina tak etmis
ve demisler yine ayni seyleri
hazirladilarsa kendimizi kopruden
atalim. Adanali bakmis ekmege
kofteli hop assaga atlamis,Kayserilininki de
pastirmali,oda atlamis asagi. Temel
bakmis hamsili, o da dayanamamis ve
atlamis.Bunlarin evlerinde de agit
yakiliyormus. Adanalinin karisi: -Vah zavalli
kocacigim kofte ekmegi ne cok
severdi hep kendi ellerimle hazirlardim.
Kayserili -Vah zavalli kocacigim
pastirmali ekmegi ne cok severdi hep kendi
ellerimle hazirlardim Karadenizli
ise -Vah zavalli kocacigim hamsi+ekmegi
ne cok severdi her sabah kalkip
kendi hazirlardi.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
31-) SPAGETTİ
Bir doktor , hemşiresi ile
buluşmalara baslar , buluşmalardan kısa bir süre
sonra , hemşire gelir ve hamile
olduğunu söyler . Fakat
Doktor bu olayı karısının duymasını
istemediğinden , hemşireye bir miktar para
verir ve Italya ' ya gitmesini ve
çocuk doğana kadar
orada kalmasını ister . "
Fakat bebeğin doğduğunu size nasıl haber vereceğim ? "
diye hemşire sorar , " Bana
hemen bir kart gönder
ve arkasına " spagetti "
diye yaz , ben durumu anlarım , başka bir açıklama
yapmana gerek yok . " der
doktor … Hemşire parayı alır
ve uçağa binip italya ' ya gider .
Altı ay kadar sonra , bir gün doktorun karısı
evden arar ve doktora , "
Sevgilim , bugün postadan
senin adına Avrupa ' dan
postalanmış ilginç bir kart geldi , fakat ne anlama
geldiğini anlayamadım . "
" Peki karıcığım , ben gelince
sana gerekli açıklamayı yapacağım . " der . doktor .. O akşam
doktor eve
geldiğinde ; kartı alır okur ve
kalp krizinden olduğu yere
düşer . Acil yardım ve tıbbi müdahelelerin sonunda doktor kendine gelir
ve
biraz rahatladıktan sonra , karısı
kartı alır ve okur ;
" Spagetti , spagetti ,
spagetti , spagetti .. İki sosisli , iki sade ... "
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
32-) EVLİLİK İLİŞKİLERİ
Soğuk ve karlı bir gecede tipiden
yolunu kaybeden bir işadamı ve sekreteri
arabalarını terketmek zorunda
kalırlar ve uzun bir
yürüyüşten sonra üşümüş ve ıslanmış
durumdayken bir kulübe bulurlar. Kulübede
bir yatak, bir uyku tulumu ve bir
sürü battaniye
bulunmaktadır.Geceyi geçirmeye
hazırlanırlar ve işadamı bir centilmen olarak,
yatağı sekreterine verir, "Ben
yerde uyku tulumunda
uyurum" der. Sekreter yatağa
yatar, adam uyku tulumunun içine girerek fermuarı
çeker. Bir süre sonra tam uyumak
üzereyken, sekreterinin sesini duyar; "Efendim,
ben çok üşüyorum." Adam
fermuarı açar, uyku tulumundan çıkar, bir battaniye alıp
kadının
üzerine örter, tekrar uyku tulumuna
girer, tam uyumak üzereyken yine
sekreterinin sesini duyar;
"Efendim, ben hala çok üşüyorum."
Adam yine fermuarı indirir, tulumdan çıkar, bir battaniye daha alıp
kadının
üstüne örter, uyku tulumuna girerek
fermuarı çeker. Tam
uykuya dalacağı sırada yine duyar;
"Ben yine çoooook üşüyorum". Adam yattığı
yerden; "Bir fikrim var."
der, "Burası ıssız bir yer.
Neler olduğunu kimse göremez ,
istersen evliymişiz gibi davranabiliriz." Genç
kadın kıkırdar; "Tamam, bana
göre hava hoş." Adam
yattığı yerden avazı çıktığı kadar
bağırır;"ÖYLEYSE KALK VE KAHROLASI
BATTANIYEYİ KENDİN AL!!!!!"
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
33-) DOĞUM GÜNÜ
Bir adam arkadaşına sekreterini
neden işten kovduğunu anlatıyormuş.-"İki hafta
önce" demiş ve devam etmiş;-
"45. Yaş günümdü
ve o sabah kendimi iyi hissetmiyordum.
Kahvaltı masasına oturduğumda karımın
doğum günümü kutlayacağını ve büyük
bir olasılıkla
bir hediye vereceğini tahmin
ediyordum.Bırak doğum günümü kutlamayı bir
"Günaydın" bile demedi.
Kendi kendime karım unuttu
herhalde ama çocuklarım hatırlar
diye düşündüm.Çocuklar kahvaltıya geldi ve tek
kelime etmediler.İşe giderken
moralim çok bozuktu
ve üzgündüm.Ofisime girdiğimde,
Janet "Günaydın Patron, Doğum gününüz kutlu
olsun" dedi ve kendimi daha
iyi hissettim, birisi
hatırlamıştı.Öğlene kadar
çalıştım.Yemek zamanı Janet kapıya vurdu ve "Dışarıda
hava çok güzel ve bugün sizin doğum
gününüz,
haydi yemeğe çıkalım, sadece siz ve
ben"."Bütün gün duyduğum en güzel şey buydu.
"Haydi gidelim"
dedim.Yemeğe çıktık. Normalde
gittiğimiz bir yere gitmedik, şehir
dışında özel bir lokantaya gittik. İki
martini içtik ve yemekten sonsuz
zevk aldık.İş yerine dönerken,
"Hava çok güzel, ofise
dönmemiz gerekmiyor değil mi?" diye sordu. "Hayır,
sanırım
gerekmiyor"."Benim evime gidelim ve size bir
martini daha ikram
edeyim"dedi.Evine gittik. Başka bir martininin daha tadını
çıkardık ve bir sigara içtik, ve
Janet dedi ki "Patron,
izninizle, yatak odasına geçip
üzerime daha rahat bir şeyler giyeyim" dedi ve
ona memnuniyetle izin verdim.Yatak
odasına gitti ve
altı dakika sonra yatak odasından
çıktığında elinde kocaman bir pasta taşıyordu,
arkasından karım ve çocuklarım
geliyordu.Hepsi
"İyi ki doğdun..."
şarkısını söylüyorlardı....Ve ben orada üzerimde sadece
çoraplarımla oturuyordum."
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
34-) FEMİNİZM KONGRESİ
Feminist kongresinde Amerikalı
kadın kürsüye çıkmış - Ben çok iyi bir şirketin
genel müdürüyüm, bir gün alışveriş
yapmaktan bıktım
ve kocama dedim ki bundan sonra
alışverişi sen yapmalısın. Birinci gün yapmadı,
ikinci gün yapmadı, üçüncü gün
yaptı. İngiliz kadın
çıkmış, - Ben iyi bir şirkette üst
düzey yöneticiyim. Bir gün kocama dedim ki
bulaşık işlerine artık sen
bakmalısın. Birinci gün yapmadı,
ikinci gün yapmadı, üçüncü gün
baktım yaptı.Fadime çıkmış kürsüye, - Ben de bir
gün kocama dedim ki, ben bu çamaşır
işinden bıktım,
bundan sonra çamaşırları sen yıka.
Birinci gün göremedim, ikinci gün göremedim,
üçüncü gün gözüm yavaş yavaş
görmeye başladı!!
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
35-) FUTBOL
Trabzonlu imamlar ile Rizeli
imamlar her sene aralarında ikili futbol turnuvası
düzenlermiş ve her sene de Rizeli
imamlar galip gelirmiş.
Bu durum Trabzon havalisinde
rahatsızlık meydana getirmiş ve bir ali cengiz
oyunu ile kötü gidişe bir son
vermek istemişler . Bir beyin
fırtınası esnasında Temel , "
bizim Trabzonsporlu Hami ' yi takıma alalım ,
böylece kesinlikle onları yeneriz
" fikrini öne sürmüş. Kim
olduğunu sorarlarsa da ; "
bizim Merkez Cami imamı Hami Hoca deruz " demiş .
Herkes bu fikri çok güzel bulmuş ve
o sene Hami ' yi
alıp Rize ' deki turnuvaya
gitmişler. 1 hafta sonra geri dönmüşler ama herkesin
yüzünden düşen bin parça.
Meraklılar hemen etrafını
sarmış. Sonucu sormuşlar : Temel :
" 2-1 yenugiz. "Meraklılar : " Kolleri kim
attı? Temel : " Bizimçini Hami
Hoca attı "Meraklılar üzgün :
Onlarıncini kim attı? Temel:"
Ronaldo Hoca ile Roberto Karlos Hoca
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
36-) HIZLI GARSONLAR
Adamın biri Amerikadaki
restoranların birinde yemek yerken kaşığını yere
düşürür. Hemen o anda garson
cebinden bir kaşık çıkarır ve
adamın düşen kaşığı ile değiştirir.
Adam bundan çok memnun olur ve garsona
kaşığı cebinde taşımanın iyi bir
fikir olduğunu söyler.
Garson restorana işleri
programlayıcı bir elemanın alındığını ve kaşığı cepte
taşımanın40 saniye kazandırdığını
söyler. Adamın gözüne
garsonun pantolonundaki fermuarından
sarkan bir ip çarpar ve sorar bu ne için
der. Garson tuvalete girince bu ipi
kullanıp organlarını
çıkardıklarını ve tuvaletten
çıkarken ellerini yıkamaya gerek kalmadığını ve
bununda 1 dakika kazandırdığını
söyler. Adam sorar:Peki
işedikten sonra nasıl organınızı
yerine koyuyorsunuz. Garson şöyle cevaplar:
"Arkadaşları bilemem ama ben
size verdiğim o yedek
kaşığı kullanıyorum.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
37-) ENAYİ DEĞİLİM
Arabasını park edip lokantaya giren
adam, çıktığında arabasını akordeona dönmüş
bir halde bulur. Cam sileceğinin
altında bir kağıt
vardır. Kağıdı açtığında, şu
satırlarla karşılaşır :"Ön vitesle geri vitesi
şaşırıp arabanıza sert bir şekilde
çarptım. Arabanızda
gördüğünüz gibi büyük hasar var.
Olayı gören kimseler de şu an, ben bu satırları
yazarken çevremde toplanmış
bulunuyorlar ve bu
kağıda adımı ve adresimi yazdığımı
sanıyorlar. Ne halin varsa gör, o kadar enayi
değilim "
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
38-) HİLARY CLİNTON
Bill Clinton' un canı sıkılmış dolaşırken
yerde bir eski lamba görür ve ona bir
tekme savurur ve lambadan bir cin
çıkıp Clinton' a
''Dile benden ne dilersen diye
sorar''. Clinton şaşırmış vaziyette ''Ortadoğu'ya
barış getirmeni istiyorum der''.Cin
hiç düşünmeden
''Bu çok zor yapamam başka bir şey
iste'' der. Clinton ''O zaman karımı daha
güzel yap'' der. Cin biraz
düşündükten sonra Clinton' a
''Bir Ortadoğu haritası var
mıydı''der.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
39-) İHTİYAR KIZILDERELİ
Film ekibi, sahra çölünün kızgın
güneşi altında çekim yapmaktadır. Zor şartlar
altında çalışırlarken, ihtiyar bir
Kızılderili sete doğru
yaklaşır ve yönetmenin yanına
giderek şöyle der,"...Yağmur, yarın !" ve gider...
Şaşıran yönetmen,ertesi gün yağan
yağmuru
hayretle izler. Bu sırada ihtiyar
Kızılderili yine gelir, "..Fırtına, yarın!"
der ve aniden uzaklaşır. Gerçekten
de müthiş bir fırtına çıkar
ve çölü birbirine katar. Yönetmen
emreder,"Çabuk bana o Kızılderili yi getirin!
istediği parayı verin. O olmazsa
biz bu filmi
bitiremeyiz!".Adamlar,
Kızılderili yi bulur ancak yaşlı apaçi bir türlü razı
olmaz. En sonunda teklif edilen bir
milyon doları reddedemez
ve adamlarla birlikte kampa gelir.
1 ay boyunca, ihtiyar Kızılderilinin
söylediği her şey tutar, yağmur der
yağmur, çöl fırtınası der, çöl
fırtınası, kavurucu sıcak
der,kavurucu sıcak...Yönetmen gayet memnun mesut
durumda filmi çekmeye devam eder.
Derken bir gün
yaşlı kızılderili susar ve hiçbir
ıey söylemez. Yönetmen, 'nasıl olsa geçer'
diye düşünerek bekler. 1 gün, 2
gün, 1 hafta, 1 ay derken
yönetmenin sabrı taşar ve
kızılderiliyi bir kenara çekerek öfkeyle sorar,"Bana
bak! sana bu iş için dünyanın
parasını ödedim! bir an
önce marifetlerini göstermeye
başlamazsan seni buradan atacağım!". Kızılderili
omuzlarını silker, "..Radyo,
kırıldı!"...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
40-) ÇORAP
Ayakları çok fena kokardı. Bir gün
bir arkadaşına birlikte tiyatroya gitmelerini
teklif etti. -Hay hay, dedi
arkadaşı. Ama eve git,
ayaklarını yıka ve temiz bir çorap
giy. Söz mü? Tiyatroya gittiler. Yerlerine
oturdular. Aradan beş on dakika
geçmeden etrafındakiler
mendillerini burunlarına götürmeye
başladı. -Hani söz vermiştin, dedi arkadaşı.
-Vallahi değiştirdim, dedi
.İnanmazsın diye kirlileri de
cebime koydum. Nah!...
-----------------------------------------------------------
41-) İSTATİSTİĞİN MÜKEMMEL DÜNYASI!
Yuzde 10 olasilikla tum hirsizlar sol ellidir.
Tum kutup ayilari sol ellidir.
Eger arabaniz calinmissa hirsiz yuzde 10 olasilikla bir kutup ayisidir!
Issiz adamlarin yuzde 39'u gozluk kullanir.
Calisan adamlarin yuzde 80'i gozluk kullanir.
Calismak gozleri bozar!
Tum kopekler hayvandir.
Tum kediler hayvandir.
O zaman tum kopekler kedidir
Tum dunyada her saniye 4000 kutu bira acilir.
Tum dunyada her saniye 10 bebek ana rahmine duser
Her bira actiginizda, 1/400 olasilikla hamile kalabilirsiniz
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
42-) KIMLER NASIL FIL AVLAR???
-MATEMATiKCILER
Matematikciler fil avlamak icin
Afrikaya giderler; fil olmayan herseyi disari
atip geri ne kalirsa, onu avlarlar.
-DENEYiMLi MATEMATiKCiLER
Bir onceki adimdaki islemi yapmadan
once, en az bir filin bulundugunu ispat
eder.
-MATEMATiK PROFESORLERi
En az bir filin bulundugunu ispat
ederler ve onun bulunup yakalanmasi icin
yuksek lisans ogrencilerine odev
olarak verirler.
-BiLGiSAYAR MUHENDiSLERi
1.Afrikaya git.
2.Umit burnundan basla.
3.Duzenli bir sekilde tum kitayi
dogudan batiya tarayarak kuzeye dogru ilerle.
4.Her tarama adiminda:
4a.Gorulen tum hayvanlari yakala.
4b.Her yakalanan hayvani bilinen
bir fille karsilastir.
4c.Bulunca dur.
4d.Durunca avla.
-DENEYiMLi BiLGiSAYAR MUHENDiSLERi
Yukaridaki algoritmanin durmasini
garantilemek icin Kahire civarina onceden bir
fil yerlestirirler.
ASSEMBLY DiLi PROGRAMCILARI
Bu algoritmayi ellerinin ve
dizlerinin uzerinde emekleyerek izlemeyi tercih
ederler
DONANIM MUHENDiSLERi
Afrikaya gidip rengi gri olan
hayvanlari rastgele yakalamaya baslarlar. Agirligi
daha onceden bilinen bir
filinkinden yuzde onbes fazla veya az bir hayvana
raslayinca dururlar.
EKONOMiSTLER
Bu meslek grubundakiler fil
avlamazlar ancak yeterli ucret odendigi takdirde
fillerin kendi kendilerini
avlayacagini dusunurler
iSTATiSTiKCiLER
Pespese N kez rastladiklari hayvana
FIL adini verip onu avlarlar.
MUSAViRLER
Fil avlamazlar. Aslinda hicbirsey
avlamazlar. Ama fil avlamak isteyen insanlara
saat ucreti karsiliginda tavsiyede
bulunurlar.
YONEYLEM ARASTIRMACILAR
Avcinin sapkasinin buyuklugu ile
kullanilan mermilerin renginin fil avlama
stratejileri uzerindeki etkisini
arastirirlar. Tek istedikleri birilerinin
kendilerine fil adi verilen nesneyi
tanimlamasidir.
POLiTiKACILAR
Fil avlamazlar. Sadece sizin
avladiginiz fili kendi secmenleriyle paylasirlar.
AVUKATLAR
Fil avlamazlar. Sadece fil surusunu
izleyerek surunun ardinda biraktigi gubrenin
mulkiyetinin kime ait oldugunu
tartisirlar.
UST DUZEY YONETiCiLER
Genis kapsamli 'fil avlama'
stratejileri olustururlar. Ancak bu arastirmalari
sirasinda fillerin tarla farelerine
benzeyen sadece sesleri biraz daha kalin
olan yaratiklar oldugunu kabul
ederler.
KALiTE KONTROL DENETCiLERi
Fillerle ilgilenmeyip avcilarin
jipe esyalarini yuklerken yaptiklari hatalarla
ugrasirlar.
SATIS TEMSiLCiLERi
Fil avlamazlar. Tum zamanlarini
yakalamadiklari filleri satmaya calisarak ve
sezon acilmadan 2 gun once mali
kime teslim edeceklerini iddia ederek
gecirirler.
BiLGiSAYAR YAZILIMI SATICILARI
Yakaladiklari ilk hayvani sevk edip
fil faturasi keserler.
BiLGiSAYAR DONANIMI SATICILARI
Tavsan yakalayip bunlari griye
boyayip ''Masa ustu fil'' diye satarlar.
PATOLOGLAR
Fil materyalini yetersiz
bulduklarindan incelemeye almazlar.
ORTOPEDiSTLER
Fil avlamak icin once enstruman
gelistirirler.
PLASTiK CERRAHLAR
Avladiklari fili liposuction ile
forme ettikten sonra fotografcilari cagirirlar.
ANATOMiST VE EMBRYOLOJiSTLER
Literatur calismasi yapmadan fil
avlamaya cikmazlar.
NOROLOGLAR
Fil icin pusuya yatip epileptik
nobet gecirmesini beklerler
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
43-) TAKIM ELBİSE
Genc bir bankaci, ilk defa bir
terziye takim elbise diktirmeye karar verir.
Sehirdeki en iyi terziye gider ve
olculerini aldirir. Bir hafta
sonra ilk prova icin gittiginde,
elbiseyi giyer ve cok begenir,"bu elbise ile
iyi is yaparim" diye dusunur.
Ayna onunde daha dikkatli
inceleme yaparken, ellerini
ceplerine goturur, ancak cepler orada degildir. Bu
durumu hemen terziye sikayet eder.
Terzi sorar:
"Bana bankaciyim demediniz
mi?". Genc adam cevap verir: "Evet, oyleyim". Terzi
karsilik verir: "Siz, hic elleri
kendi ceplerinde olan
bir bankaci gordunuz mu?
*****************************************