Bilincimde garip bir sessizlik;
akıl erdiremediğim... Belki de uzun zaman boyunca hep kaçtığım duyguların
kurgusu...
Gece uzun, koşar adımlarla ben,
nefes nefese kimden kaçtığımı bilmiyorum... Bir an durup, ardıma bakıyorum ne
kadar uzaklaşmışım. Sonra tabanlarımın yorgunluğunu dinliyorum.
Ve bıkıyorum bu yersiz kaçıştan!
Anlamlarını yitirdim, ifadelerini kaybettim. Kelimelerin gittiği yerdeyim.
Düşünüyorum...
Çocukluğumu kulaklarımda zamanın
o dilimine ait hıçkırıklar. Bir an yapışıyor o hıçkırıklar boğazıma, kendime
kızıyorum; “ oğlum erkekler ağlamaz “...
Kim demişse yalan demiş, o derin
ayrılığın sahneleri geçiyor gözümün önünden. O yazımdaki söylemem geliyor aklıma.”
Bu kopuk satırların sonunda...”Ölüm kadar yorgunum.
Ama hayır, gençliğim var işin
ucunda; çocukken hep düşlerime giren... Birden toplanıyorum, alıyorum geceyi
karşıma; umutlarım önde ben arkada ve artık kafa tutuyorum hayata. Masumluğum,
garipliğim hala var ve hala bazen yadırgıyorum kendimi...
Anlam veremediğim hareketlerim
oluyor...
En iyisi iyimserlik sanırım.
Belki de yıllardır unutmaya başladığım karmaşık melodiler, yaşamın yeni
besteleri ile birlikte... Ve sanırım artık yazı yazmanın güçlüğünü yaşıyorum.
Çok mu dağladım yaralarımı, çok
mu dağladım arzularımı, iz düşümleri mi oldu yüreğime...Ayaklarım toprağa
basıyor, cemresi düşüyor korkularımın; topluyorum eşyalarımı bir bavulun içine,
topluyorum sana olan sevgimi kalbimin en derinine...
Bu anılarım, bu çocukluğum, bu da
gençliğim...
Yüreğimi alıyorum yanıma, yüreğim
önde ben arkada gidiyorum bu şehirden.....
Mutlu musun.....?
12.08.2001
12.08.2001
01:16:42
Biliyorum sevmeyeceksin beni...
İncitip, üzeceksin... Telefonlarıma cevap vermeyeceksin.. Cevap versen bile,
öyle yorgun öyle isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi...
Sevmeyeceksin beni... Biliyorum
bu şehri bana dar edeceksin... Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni. O yanık,
o hasta bakışımdan... Uçuruma atlar gibi sevdalanışımdan...
Sevmek deyince, hemen ardından,
ölüm, dememden anladın... Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi
çırılçıplak gerçeğe uyandırdın beni, uyandırdın ve kaçtın...
Çünkü sende benim gibiydin...
Sende benim gibi, seni sevmeyeni sevdin
hep. Sana acı çektireni... Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca
seninle bir küfür gibi konuşanı sevdin... Sende benim gibi seni incitip, üzeni
sevdin hep...
Bakışından hissettim bunu,
kokundan dokunuşundan...
Beni sevmeyecektin biliyorum,
ama... Ama, öyle susamıştım ki kendim gibi birini sevmeye.. Öylesine muhtaçtım
ki gerçekten incitilmeye, gerçekten acı çekmeye, kendim gibi birini özlemeye
öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz çözüldüm...
Dünyanın en mutsuz otogarı...
Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim evimiz... Yıllarca; uzaklara, çok
uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin sonsuz bekleme durağıydı
bizim evimiz...
Sevgi yüzünden bizim ailedeki
herkes istediği yere gidemiyordu... Birbirimize duyduğumuz sevgi aynı zamanda
bizi birbirimize düşman ediyordu...
Hem biz, hem bizim aile...
Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar gibiydik...
Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü,
kırgındık...
Bu yüzdendi, her şey iyi, çok iyi
gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü engel olamadığımız o felaket
duygusu...
Anlamıştım. Seninde ailen
böyleydi.
Üstelik öyle severlerdi ki sizi,
bir gün, hiç olmadık bir anda, aslında istenmeyen çocuklar olduğumuzu
söylerlerdi size!..
Seninde ailen benimki gibiydi...
Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar gibiydi.. Bu yüzden sende
benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın her şeye...
Tam mutluluğu yakalamışken
kaybetmiş gibisin hep...
Ben, beni istediğim gibi sevmemiş
olan annemin hayaletini imkansız kadınlarda...Sen, seni istediğin gibi sevmemiş
olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız erkeklerde...
Biliyorum, ne ben o kadını
bulacağım, ne sen o erkeği bulacaksın..
Ve ne acı ki, hep bizi sevmeyecek
olanları seveceğiz ikimizde... Ne acı ki, hep bizi incitip üzenlere bağlanacağız...
Telefonlarımıza çıkmayanları.. Çıksa bile küfür gibi konuşanlara tutkuyla
sevdalanacağız...
Bizden bir çift güzel laf
esirgeyenleri özleyeceğiz...
Ölesiye amansız seveceğiz
onları..
Biliyorum, bu yüzden odan
böyle... Günlüklerin ortalık yerde... Kitapları orada, burada. Anıların
saçılmış ortalık yere. Her şeyin darmadağın...
Biliyorum, sen benim için hiçbir
zaman ulaşamayacağım annemin hayaletisin.. Ailemdeki insanlar gibisin.. Çok
romantik, çok duygusal, çok yaralı...
Yine aradım seni, yoksun... Bulsam
benimle küfür gibi konuşacaksın... Bir kere çözüldüm sana... Bir kere sana
senin gibi olduğumu hissettirdim...
Oysa baştan beri biliyordum; sen,
seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim gibi...
Yine aradım seni yoksun... Beni
de birileri arıyor.. Beni de kendi gibi birini sevmeyi özleyenler arıyor...
Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi özleyen birileri arıyor...
Hiç cevap vermiyorum... Ben seni
istiyorum, seni arıyorum... Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen
kalıyorsun. Ama senide biri yok ediyor...
Ben birilerini, o birileri
başkalarını. Sen beni.. Seni bir başkası... Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen
bile, hiç kapanmayacak bu yaram.. Seni biri sevse de, hiç kapanmayacak yaran...
Hiç kapanmayacak!... Avuçların
hep boşa kapanacak...........
12.08.2001
02:29:20
Bu gece öyle çok ihtiyacım var ki
sana sarılmaya, abartıyorum seni... Bu şehir, bu hayat, içimdeki gizli ve
yabancı korkular öylesine hırpalıyor ki insanı, öylesine kimsesiz bırakıyor ki,
abartıyorum sana duyduğum aşkı...
Ne tuhaf seni çok iyi tanıdığımı
sanırken bile bana böyle yapışın...? Bense bu dünyanın çıkarcı mantığına
güçlükle direnen çocukluğumla ve sana duyduğum sevginin boyutunu kendime
kanıtlayabilmek için önce kimselerle paylaşmadığım yazılarımın bir kaçını,
sonra yarısını, buda yetmedi yazılarımın tümünü sana verdim hayalimde. Kötü.
Zor günler için biriktirdiğim paranın önce yarısını, sonrada hepsini verdim.
Önce bir bölümünü, ama o da yetmedi aşk bittiğinde geri almak üzere özgürlüğümün
tümünü verdim sana hayalimde.. Peki ya sen bana ne verdin acı ve üzüntüden
başka...?
Ama yine de düşünmedim ki senin
için... Senin için ölmeyi göze aldığım anlarda bile teninin gençliğini
düşündüm.
Senin için ölmeyi göze aldığım
anlarda bile bir yanınla yabancımdın benim. Rakibimdin...
Sensiz yaşayamayacağım anlarda
bile sana çok da ihtiyacım yokmuş gibi davrandım. Başka alternatiflerim varmış
gibi yaptım. Seni kaybetme korkum yüzünden yasak düşlerimi gizledim senden...
Düşünüyorum da sen hiçbir zaman
mantıklı, akılcı bir kız olmadın. Hep başkalarının acısını kendi acın gibi
yaşadın. Eski bir fotoğraftan kesilip bu dünyaya yapıştırılmış gibiydin hep...
Kalbin sebil çeşmeler gibiydi. Hoyrattı herkes sana, mecburdu sanki herkes seni
kullandıktan sonra ihmal etmeye...
Bu şehir, bu hayat, içimdeki
gizli ve yabancı korkular çok hırpaladı beni; bu gece senin bana bu dünyadaki
en yakın insan olduğuna kendimi inandırmış olduğum için sana, yumuşaklığına
sarılıp uyumak istedim. Hepsi bu.
Bu gece sen de aşkın, kirli
karanlık yanlarına ilişkin bildiğin her şeyi unut sevgilim...
Bu gece sen de aşkımızı abart...
Hem sende bilirsin, kendi kendine
konuşmaktır aşk.....
12.08.2001 03:02:38
Evet, belki de küsmekte haksız sayılamazsın
insanlara... Yakınların, kimi dostların güvenini kötüye kullandılar. Biliyorum,
iyi niyetini sömürdüler...
İhanete uğradın, kabul; kara gözlükler takıp, onları görünce yüzünü
öfkeyle de çevirmeni anlıyorum...Peki ama neden, o çok sevdiğin insanın senin
için yazdığı yazılarını okuyunca içine kapanıyorsun iyiden iyiye...
Yolculuk, aşk ve özlem şiirleri
okuduğunda neden yanlış bir ülkede doğduğuna bir kez daha inanıyor, bilmediğin
yerlere gitmek istiyorsun.. Duyguların inceldikçe, yaklaştıkça kendine, bir kez
daha tiksiniyorsun karşılaştığın insanlardan...
Derinleştiğini sandıkça üstünlük
duygun artıyor... Duygusallaştıkça kendine yüksek, kalın duvarlar örüyorsun.
Aydınlandım artık, farkındayım her şeyin, diyorsun ve hemen ardından, artık
İnsana inanmıyorum diyorsun... Hiç tanımadıklarını bile küçümsemeye hakkın
olduğuna inandırıyorsun kendini...
Küçümserken için acımıyor, aksine
sorumsuzluğun ve bencilliğin o çürümüş yaprak kokan hazzını yaşıyorsun...
Kararını verdin çoktan;
Gecikmişliğini kayıtsız şartsız bir başarıya dönüştürmek istiyorsun...
Bu kadar kırgın, bu kadar geri
çekilmiş bu denli ölümü özlediğini söylerken bile, kendi imgeni sonsuzluğun
belleğine ihtirasla yerleştirmek istiyorsun..Artık sadece çöküşten gizli bir
tat alıyorsun... Sadece toplumsal ahlakı reddedişin sana gizli bir sarhoşluk
veriyor...
Geceleri, işten çıkınca, birkaç duble içki içmek
için bir bara gittiğinde, oradakilere sevmediğin bir işi para kazanmak için
yaptığını söylüyor ve aslında romantik ve çok duygusal biri olduğunu
hatırlatıyorsun onlara ve kendine...
Hayatında onca acı ve onca
kırgınlık yaşadıktan sonra şimdi nasıl hiçbir şey olmamış ve her şey
yolundaymış gibi davranırsın...
Umutsuzluğuna nasıl böyle duyarsız
kalabilirsin...
Söylesene öldü mü ruhun... Söyle;
içim öldü, ruhumda tarifsiz. Korkunç bir boşluk var de...
Küsmek çok özel bir duygu...
Söyle, boşuna küsmek istemiyorum
sana...
Söyle, hiçbir ölüye küsmedim
ben...
Söyle, ben seni öyle de
severim...
12.08.2001 14:14:55
Sonunda bu da oldu işte, bu da
oldu... Hayır; bu daha önce yaşadığım ihanetlere hiç benzemiyordu.
İçimde ne öfke vardı, ne derin
üzüntü, ne de intikam arzusu vardı...
Aslında ben uğradığım ihanete
değil, artık hiçbir şeyin beni şaşırtmadığına üzülürdüm.. Ben karşımdakinin
beni yolun ortasında terk edeceğini bilebile kendimi ona adıyordum. O beni terk edeceğini bilebile
benden sevgimi ona sonsuza dek kanıtlamamı istiyordu...
Aslında işin doğrusu ben gerçek
anlamda ve önceden hiç beklemediğim bir ihanete uğramaktan çekiniyordum...
Belki de bu yüzden beni hep yolun
ortasında ve beklediğim, terk edip bırakacak olan insanları seçiyordum
kendime...
Sevgimin gücü onlara
yetiyordu!...
Sevgisi, benim sevgimden güçlü olan
birinin ihanetinden kaçmıştım ben hep...
Yıllar sonra bir gün hayatımda ilk kez sevgisi benim
sevgimden daha güçlü olan biriyle yola çıktım. Ama bunu farkında değildim ve
onu da öncekiler gibi koşullu ve hesaplı sanmıştım...
Hep olduğu gibi, ihanet edip, beni yolun ortasında
terk edip gitmesi için kendimi ona adadım, sevgim yüzünden alçala bildiğim
kadar alçaldım, kendime en acınacak durumlara soktum...
Bunca çabamdan sonra beni şaşırtmayacağını sanıyordum!
Ama şaşırttı...
Hiç, ama hiç beklemediğim bir şey
yaptı; Ve beni aldattı, yarı yolda bıraktı.. Sonra kendini evine evindeki bir
odaya kapattı...
Ama odaya kendini kapatmadan
önce, ona kendimi adadığımı kanıtlamak için anlattığım, yazdığım bütün
sırlarımı çevremdeki herkese söylemeyi ihmal etmedi...
Bana o güne dek hiç hazır
olmadığım bir ihanet yaşatmak için kendisine, doğrularına, sevgisine ihanet
etti...
Kimseye nefret
duymuyorum...Kimseye... Kendime bile nefret duymuyorum.Biraz önce aynaya baktım
ve ilk kez yüzümü gördüm..Bu ihanet sayesinde yüzümü ilk defa gördüm.Yüzümü bir
sırrı keşfeder gibi keşfettim.
Artık hiçbir şeye arzu
duymuyorum.Kimseden bir beklentim kalmadı.
Artık kimse bana bir şey yapamaz.
Öyle yalnız ve öyle özgürüm ki... Benim için kızacak, öfkelenecek, suçlayacak
kimse kalmadı bu dünyada artık...
Ben bu ihanetten beri
dertleşiyorum her gördüğümle; telefonum, kuşum, aynadaki kendim... Tabiatın
dilsiz varlıkları ile dertleşiyorum...
Ne yalan söylemeli, acıyorum
kendime... Acıyorum onca yıldan sonra dünyayı ilk kez görüşüme.. Kontrolü benim
elimde bir acıya teslim olmak korkusu yüzünden yaşayamadığım hayatıma
sevgilerime acıyorum...
Kendimle birlikte bu dünyada
yaşayan herkese acıyorum...
Ama en çok beni kendimden
kurtarmak için, beni çok sevdiği halde bana ihanet etmekten başka yol
bulamayan, sonrada kendisini odasına kapatan ve beni arayıp “Beni bir daha
arama...” diye azarlayan kıza acıyorum...
Ama üstünlük duyan, hastalıkla ve
boş gururla yüklü bir acımak değil bu...
Anlayan, hisseden, merhamet duyan
bir acımak...
12.08.2001 14:57:36
Kötülüğümden korkmuyorum...
Bırakıyorum kendimi ona. Diplere doğru usul usul sürüklenişimizi
seyrediyorum...
Sürüklendikçe anlıyorum ki kötülüğüm
“ benden daha eski, benden daha gerçek. Ve benden daha cesur...
Hiçbir dostumun öğretmediği,
hiçbir kitapta yazılmayan şeyler öğreniyorum ondan...
Hayat dururdu benim için böyle
anlarda. Zevk alıyormuş gibi yapardım. Mutluymuş ve bu mutluluğumu onlara
borçluymuşum gibi yapardım. Hiçbir şey öğrenmezdim onlardan. Ama öğreniyormuş
gibi yapardım. Sınırları çiğneyip ötelere gidip geldiğimi söylemezdim onlara...
Hiç sevmiyorum kötülüğüyle
yüzleşmeyen o sahte iyileri, o ufku dar ve ölçülü kalpsizleri....
Sevmiyorum onlardaki kendimi...
Çünkü ben indim kendi karanlık derinliğime, bu yüzden artık hiçbir kelime
taşıyamıyor aşklarımı, yalnızlıklarımı, o derin sevdalarımı...
Gördüm orada en dipteki yaramı...
Anladım ki yıllardır bu yara bağlamış beni hayata.. Her soluk aldığımda bu
yaralıyı hissettiğim için, sevmeye böylesine acele etmişim... Anladım büyük bir
cesaretmiş bu yarayla yaşamak...
Orada en dipte gördüm seni. Kendi
kötülüğümde gördüm senin kötülüğünü; Bir gözün acımasız bir pençe gibiydi. Öbür
gözün çok kırılgan ve çok delice hasretti sevgiye...
Boşuna boyun eğmedim kendini
savunan o acımasız pençe gözüne... Ne kanlar akıttım o sevgisiz gözüne...
Senin o çok kırılgan ve sevgiye
delice hasret duyan gözünü içime aşkla almak için kendi kötülüğüme kim bilir
kaç kez gidip geldim...
Bir tek seni, ama bir tek seni
sevmek için kim bilir kaç kişiye kötü olup geldim...
Hadi sende in en derinine...
Orada çocukluğunu bulacaksın. Sevgiye acele et... Çok az zamanın kaldı, diyen
çocukluğunu.
Orada senden daha eski, daha
gerçek, senden daha cesur kendini göreceksin...
Orada seni hayata bağlayan o
derin yaranı göreceksin...
Orada o acımasız bir pençe gibi
olan gözüne ağlayan o çok kırılgan ve o sevgiye delice hasret duyan gözünü
göreceksin....
12.08.2001 09:05:13
Ne çok yalnız, ne çok kendime
rağmen yaşadığımı anlamam öyle gecikmişti ki... Geçmişte ne denli yaralanmışsam
işte o kadar gecikmişti... Ne çok kırılıp kullanılmışsam, insanlara duyduğum o aptalca
güven ne çok alaya alınmışsa o kadar ertelenmişti.
Bir daha hiç böyle kırılmamaya
yemin ettim. Bir daha hiç böyle savunmasız olmamaya... Çünkü o güzel, o büyülü
gençliğim boyunca gittiğim, arzuladığım her yerden kovulmuştum. Sevdiğim herkes
beni hayatından kovmuştu... En güzel anımda, kendimi en iyi hissettiğim anda
kovulmuştum...
Artık kovulmak istemiyordum. Hem
en güçlü, hem en çok sevilen olmak istiyordum...
Kucağımda o yaralı, o kanayan
gençliğim... Kucağımda o savunmasız, o herkesin yaralamaktan zevk aldığı
gençliğim. Kucağımda kimselerin anlamadığı yetim gençliğim... Yıllar böyle
geçti...
Şimdi sen diye kime baksam,
karşıma bir başka erkeğe sevdalı bir insan çıkıyor. Ben sana seni saklarken,
seni kıskanırken sınırlarımı yitirmişim. Ben kırılganlığımı gizlerken, bir
insan bir başka insana kendisini nasıl adar, onu yitirmişim... Ben sana kendimi
saklarken, seni dünyanın en kimsesiz, en sevgisiz kadını yapmışım...
Öylesine kırılmış ve öylesine
yanlış ezberlemişim ki dünyayı, durmadan sana kendimi saklıyorum...
Ben nasıl boşluklara düştüysem
senin de öyle büyük boşluklara düşmeni istiyorum. Bu boşlukları ben hazırladım
kendime...
Şimdi hiçbir yere ait
değilim.....
12.08.2001 01:34:59